Negeziyorum Blog

LOGO PNG.png
Ara

Alacahöyük Müzesi: Çorum - Alacahöyük'ü Daha İyi Anlamak


Alacahöyük Müzesi, Alacahöyük Ören Yeri içerisinde bulunan, kazı çalışmaları sonucu bulunmuş çeşitli tarihi eserlerin bulunduğu müzedir. Müze içerisinde Hitit dönemine ait birbirinden değerli eserleri barındırmaktadır. Çorum'un 45 km kuzeybatısında, Boğazköy'ün 25 km kuzeydoğusunda, Ankara'nın 160 km doğusunda bulunan Alacahöyük'te 4 kültür katı açığa çıkarılmıştır. Bunlardan I. kültür katı Demir Devri, II. kültür katı Hitit Dönemi, III. kültür katı Eski Tunç Çağı, IV. kültür katı Geç Kalkolitik Çağ'a tarihlenmektedir. Eski Tunç Çağına tarihlenen, Alacahöyük kral mezarları, Anadolu'da şehir devletlerinin zenginliğini gösteren en önemli buluntulardır. Taş örülü, dikdörtgen planlı mezarlar üstleri toprak örtülü kalaslarla kapanmış, mezarlara erkek ve kadın yetişkinler gömülmüştür. Ölü yemeği için kurban edilen boğalara ait baş ve bacaklar, düzenli sıralar halinde mezarlar üzerine bırakılmıştır. Eski Tunç Çağı'nın son evresinde şaşırtıcı zenginlikteki bu mezarlara Hatti ülkesinin kral ve kraliçeleri, aynı zamanda, rahipleri veya rahibeleri gömülmüştür. Ölü hediyelerini altın, gümüş, elektrom, bakır ve tunç ile kehribar, akik, kil ve demirden yapılmış eserler oluşturur. Ölü hediyeleri arasındaki boğa ve geyik figürleri ile güneş kursları da önemli buluntulardandır. Bunların önemli bir bölümü Anadolu'da ve dışında benzeri olmayan, çoğu öteki dünya tasavvurlarına bağlı, dinsel objelere aittirler. Alacahöyük'te yapılan kazılarda açığa çıkartılan Mabed, şehir suru, biri ortastadlarla süslü sfenksli, diğeri poternli olmak üzere iki anıtsal kapı Hitit İmparatorluk Çağı'na tarihlenmektedir. Sfenksli kapı önündeki kulelerin dış ve iç yüzleri kabartmalı ortostadlarla süslüdür. Sol kulede, kaide üzerinde ayakta duran boğa ''Göklerin Fırtına Tanrısı''nı temsil eder. İzleyen blokta, sunak önünde dua jestinde ilerleyen kral ve kraliçe, arkadaki bloklarda kült objeleri taşıyıcıların önünde, kurban hayvanları keçi ve koçların getirilişi, merdiven ve hançerle gösteri yapan figürler izlenmektedir. Arkasındaki blokta, ilki küçük bir hayvanı, olasılıkla bir ritonu taşımakta, diğeri saz çalmaktadır. Alacahöyük ''Sfenksli Kapı'' önündeki kabartmalarda bir kült/bayram kutlanışı canlandırılmaktadır.


Hititler M.Ö. III. Binin sonunda küçük gruplar halinde Anadolu'ya girmeye başlamışlardır. Yazılı kaynaklara göre Koloni Çağı'nın son dönemlerinde, Pithana'nın oğlu Anitta Anadolu'da şehir beylikleri halinde yaşayan Hititler'in birleşmesinde ilk adımı atarak, Anadolu'nun, merkezi sistemle idare edilen ilk devletini kurmuştur. Eski Asurların Anadolu'yu terk etmelerinden kısa bir süre sonra, Hitit Kralı I. Hattuşili devletin başkentini Neşa'dan Hattuşa'ya (Boğazköy'e) taşımıştır. Hitit İmparatorluk döneminde ülke içinde politik çekişmeler nedeniyle zayıflayan Eski Hitit Krallığı, I. Şuppiluliuma döneminde yeniden kuvvetlenmiş ve bir imparatorluk haline gelmiştir. Mısır, Babil gibi Eski Doğunun süper güçlerinden biri olan Hititler, Anadolu'nun büyük bir kısmına ve zaman zaman da Kuzey Suriye'ye hükmetmişlerdir. Hitit İmparatorluğu'nun M.Ö. 1200 lerde yıkılma nedeni ise tam olarak anlaşılamamıştır.

Bakır-Taş Devri olarak bilinen Kalkolitik Çağ, Anadolu'da çiftçiliğe dayalı besin üretiminin ve yerleşik köy hayatının sürdüğü, hayvancılık ve tarımla uğraşan, aynı zamanda maden işlemeyi bilen, bölgelere göre farklı kültürel yapıya sahip toplulukların yaşam sürdüğü bir zaman dilimini kapsar. Bölgesel özelliklerin ön plana çıktığı ve hızla kentleşmeye doğru giden bu süreç, Anadolu'da Erken, Orta ve Geç olmak üzere üç evrede incelenir.

M.Ö. IV. Binin sonunda, Geç Kalkolitik'ten itibaren sosyal, kültürel ve siyasi açıdan güçlenmeye başlayan Anadolu'da tarım ve hayvancılıkla uğraşan bu çağın insanları hem ticarette hem de maden işçiliğinde büyük ilerleme kaydetti. Maden işçiliğinde bakır-arsenik ya da bakır-kalay alaşımından elde edilen tuncun yoğunlukla kullanılması nedeniyle bu dönem Eski Tunç Çağı olarak adlandırılmaktadır. Kazılarda ortaya çıkarılan yerleşim yerleri bu çağ insanlarının yerli beylerin idaresinde etrafları surlarla çevrili şehirlerde oturduğunu göstermiştir. Bu çağda Anadolu'da yazı bilinmemektedir.

Alacahöyük Eski Tunç Çağı Seramiği Geç Kalkolitik Çağı'nın devamı niteliğindedir. Alacahöyük Eski Tunç Çağı I. dönemi seramiği el yapımı, saman katkılı ve koyu renk astarlıdır. Başlıca kap biçimlerini çanaklar, çömlekler ve meyvelikler oluşturur. Bu dönem seramiğinde ensize, beyaz boya ile yapılan geometrik bezeme, kabartma, parmak, tırnak izi veya bir aletle derin bir iz bırakmak suretiyle yapılan bezemeler ve geometrik desenli derin yivlerin beyaz macunla doldurulması oldukça yaygındır.

Alacahöyük Eski Tunç Çağı II dönemi seramiği siyah, gri veya kırmızı renkte hamurlu, astarlı, perdahlı ve el yapımıdır. Bunların bazen iç bazen dış yüzeyleri kırmızı astarlıdır. Bezemeler arasında, kapların karın veya omuzları üzerinde karşılıklı yer alan düğmecik şeklinde kabartmalar, ensize bezeme, tırnak veya bir aletle yapılan baskı bezeme yaygındır. Kırmızı astarlı çanak çömleğin tırnak baskılı olanları ise Alacahöyük'te oldukça yaygındır. Alacahöyük Eski Tunç Çağı III seramiği elde veya çarkta yapılmış, monokrom (tek renk), kırmızı, krem, kahverengi, siyah astarlı ve perdahlıdır. Bu dönemin asıl karakteristik seramiği el yapımı, krem, astarlı, koyu kırmızı, kahverengi tonlarında geometrik boyalı seramiktir. Eski Tunç Çağı III döneminde Alacahöyük'te yeni kap biçimlerine rastlanır. Bunların en önemlisi Batı Anadolu ile olan ilişkiler sonucu geldiği bilinen depaslardır. Bununla birlikte gaga ağızlı testilerde bu dönemde görülür. Ayrıca Çıradere ve İntermediate (geçiş seramiği) türü boya bezekli kaplar da bu dönemde görülmektedir.

Depaslar, Eski Tunç Çağı'nda, Batı Anadolu'da ilk kez Truva/Troya kazısında ele geçmiş ve bu kentin hafiri H. Schliemann tarafından, Homeros'un büyük destanında sözünü ettiği çift kulplu içki kabı olabileceği düşüncesiyle ''Depas Amphikypellon'' olarak adlandırılmıştır. Batı Anadolu'da yaygın olarak görülen bu seramik türü özellikle tarihlendirmeye yarayan önemli seramik örnekleridir. Ege Dünyası, Balkanlar, Anadolu ve Kuzey Suriye'ye kadar uzanan geniş bir bölgede Eski Tunç II ve III evrelerinde yaygın bir şekilde kullanılmış olan depaslar, kültürel ilişkiler sonucunda Orta ve Kuzey Anadolu'ya kadar gelmişlerdir. Orta ve Kuzey Anadolu'da daha çok yerli atölyelerde üretilen depaslar, M.Ö. III. binin son çeyreğinde Alacahöyük'ün ilk dönem kazılarından itibaren bilinmektedir.

İlk insan topluluklarının sürdürdüğü yaşam mücadelesinin temel olgusu beslenme, barınma ve korunmadan oluşmaktaydı. Daha sonra düşünen ve duygularını geliştiren insan, yaşamı sorgulamaya başladı. Nereden gelip, nereye gidiyordu? Kendisini kim yaratıyordu? Doğum ile ölüm arasındaki bağlantı neydi? Bu soruların cevabını en yakınında gördüğü kadın kimliğinde bulmuştur. Kadın yani ''ana'' hem yeni nesle can veriyor, hem de dünyaya getirdiği insanı besleyip büyütebiliyordu Kadının bu özellikleri ile erkek bedenine karşı son derece üstün durumda olması Ana Tanrıça kültüyle ilgili ilk inanç sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Eski Tunç Çağında kadın, yaşamın devamı ve bereketin simgesi olarak kutsanmış görevini farklı biçimlerde devam ettirmiştir. Bunu M.Ö. 3. bin yıl boyunca Anadolu'nun hemen her bölgesinde kadın betimlerinin üretilmiş olması kanıtlamaktadır. Bunlar başta pişmiş toprak olmak üzere taş, mermer, maden, kemik gibi malzemelerden üç boyutlu heykelcik, stilize figürin ya da çok soyut idol görünümlü kadın betimleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Höyük 1835 yılında W. G. Hamilton tarafından keşfedilmiştir. Bu yıllardan itibaren höyük Orta Anadolu'yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. 1861, 1881, 1893 yıllarında G. Perrot, W. Ramsey ve E. Chantre Anadolu'ya yaptıkları seyahatlerde Alacahöyük'te incelemelerde bulunmuşlardır. Höyük'te 15 gün süren ilk kazı çalışması 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına, Th. Makridi tarafından yapılmıştır. Sistemli kazılara 1935'de Türk Tarih Kurumu adına H. Z. Koşay ve R. O. Arık tarafından başlanmıştır. 1937 yılında höyüğün üzerinde bulunan köyün istimlakı yapılarak, hemen yanı başında bulunan uygun boş yerlere nakledilmiştir. 1937-1939 yılları arası yapılan kazılarda, daha önce bulunan altı kral mezarına, yedi kral mezarı daha eklenmiştir. 1940-1948 yılları arasında yine Türk Tarih Kurumu'nun desteğiyle H. Z. Koşay ve M. Akok Alacahöyük kazılarına devam etmişlerdir.

Eski Hitit döneminde Hitit seramiği kendisinden önceki Eski Tunç Çağı seramiğinin kesintisiz devamıdır. Günlük işlerde ve külte kullanılan kaplar birbirinden ayrılabilmektedir. Kült kapları, ince cidarlı ve maden parlaklığındadır. Bu kapların yanında kabartmalı, boya nakışlı kült vazoları, boğa heykelleri, tanrı ve tanrıça heykelleri ile dinsel objelere de rastlanmaktadır. Büyük İmparatorluk Dönemi'nin sonlarına doğru artık her yerde seramikte kaba hamurlu seri üretimler egemen olmuştur. Orta Anadolu'da görülen bütün Hitit yerleşmelerinde M.Ö. 15. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar süren dönem içinde izlenen çanak çömlek bir bütünlük sağlamaktadır.

Herodotos ve Strabon gibi Eski Çağ yazarlarına göre Avrupa'da oturdukları sırada Brygler ya da Brigler adını taşıyan Frigler, Makedonya ve Trakya'dan Boğazlar yolu ile Anadolu'ya göç eden Trak boylarından biridir. Antik batı kaynaklarına göre Frig Devleti'nin ilk kralı, başkent Gordion'a adını veren Gordios'dur. Yine aynı kaynaklara göre Kral Midas, Kimmerli istilacılara karşı aldığı yenilgiye dayanamayıp boğa kanı içerek intihar etmiştir.

Gezi rotamızın sonunda bu eski medeniyetin geçmiş kalıntılarını inceleme imkanı bulduğumuz için sizlerle paylaşmak istedik. Bu benzersiz tarihi olan turizm noktasını Negeziyorum ailesi olarak sizlere tavsiye ediyoruz. İyi seyahatler dileriz.

13 görüntüleme0 yorum

BLOG

YAZARIMIZ

OL!